Sonuçlarla değil, sebeplerle mücadele etmeliyiz

Sonuçlarla değil, sebeplerle mücadele etmeliyiz

İlkokulda iken yerli malı haftasında evden okula heyecanla taşıdığımız yiyecekler halen gözümün önünde. Bugün bu farkındalık bilinci oldukça azaldı ve anılarda kaldı ne yazıkki…

Sağlıktan telekomünikasyona, eğitimden enerjiye, turizmden gıdaya, teknolojiden hizmetler sektörüne yabancı sermayenin ön planda olmadığı tek bir sektör yok…

Oysa milli ve yerli olmanın en önemli faktörlerinden biri markalaşabilmek ve ekonomik bağımsızlık! 

Ülkemizin fiziki ve beşeri kaynakları ile yaşam standardını artırmak fazlasıyla mümkün iken sonucun istenen noktada olmaması oldukça üzücü…

Ulaşamadığımız hedeflerin sebepleri yerine olumsuz sonuçlarla mücadele eden bir anlayışa sahibiz ve bu hatayı tekrar tekrar yapmaya ısrarla devam ediyoruz! 

Sadece sonuçlara odaklanmak mı, tekrarlanan hatalar mı daha büyük yanlış? Bunun yanıtını vermek zor ama hangisi olursa olsun sonuç kayıp ve sadece kayıp…

Bilmeliyiz ki sonuçları doğuran sebepleri ortadan kaldırmadığımız sürece ulaşılan sadece vakit kaybı, emek kaybı, enerji kaybı, moral motivasyon kaybı, maddi kayıplar, toplumsal refah kaybı. Başlamamız gereken nokta sorunları tespit etmek ilk adımda, aslında gerisi ülkenin kaybı…

Sebepler yerine sonuçlara odaklanmak işte açmaz burada… 

  • Küresel ekonomideki payımızın %1’in altında olması ve ekonomik büyüklüğümüz ile ilk 10’da olmayı beklerken ilk 20 ülke içinde olma konumunu kaybetmemiz sonuçtur,  
  • Küresel ölçekte kişi başına düşen gelirde 73. sırada olmamız sonuçtur,  
  • Dünya yaşam kalitesi endeksinde 48. sırada olmamız sonuçtur,  
  • Enerjide dışa bağımlılık oranının yıllar bazında %70’lere çıkması sonuçtur, 
  • Ortalama ihraç birim değerinin 1,29 USD olması da sonuçtur. 

Peki ya sebepler?

Stratejik yol haritasını öncelemeyen politikalar, uzun vadeli yatırım ve planlama yapmamak olabilir mi?  

  • 2022 bütçesinde faiz giderlerinin payının %13.7, yatırımlara ayrılmış olan payın ise sadece %10.5 civarında olması sebeptir. Sonuç işsizliktir.   
  • Türkiye’nin ithalatı içinde ara malı ve hammadde oranının %76 olması sonuçtur,  dışa bağımlılığı azaltacak üretim yerine ithalata dayalı anlayış sebeptir.  
  • TL’nin değer kaybı sonuçtur. Sebep enflasyondur. Dönemsel olarak iki ülke arasındaki enflasyon farkı kadar paranız değer kaybeder. Enflasyon ülkenin kaynaklarının israfıdır.  Mevzuatsız vergilendirmedir.   
  • Yoksulluk sonuçtur. Vergide adalet, milli gelirin dağılımındaki sorunlar ve kayıt dışı ekonominin büyüklüğü sebeptir.  
  • Kalkınamama sonuçtur. Katma değer yaratan üretim ekonomisine odaklanmamak ve istihdam yaratmayan sektörlere öncelik vermek sebeptir.  
  • Üniversite sınavında 40 matematik sorusundan 5,1 doğru yanıt ortalaması, kendi dilinde okuduğunu anlamada dünya ölçeğinde sonlarda yer almak sonuçtur. Eğitimin kalite ve niteliğinin yıllar içinde azalmasına seyirci kalmak ve önlem almamak sebeptir.  
  • Ülkenin ihracatı içinde yüksek teknoloji oranının %2,5’ler civarında olması sonuçtur. Milli gelirin içinde Ar-Ge’ye ayrılan payın %1’in altında olması sebeptir. (OECD ülkeleri içinde sonlarda yer alıyoruz)

Bu sonuçları doğuran sebepler ortada durmaya devam ediyor. Keşfe gerek yok ama belli ki hatırlamak için bakış açımızı değiştirmemiz gerekli… Sorunları kabul etmeden çözümünün bulunması mümkün değil.

Doğru bilinen yanlışlar, tekrarlanan hatalar ve beklenen farklı sonuçlar!

Sonuçlarla mücadeleden vazgeçmeliyiz. Sonuçları doğuran girdileri, varsayımları, argümanları gözden geçirmeliyiz. 

Sonuçlara değil sebeplere odaklanmalıyız. Riskleri tanımlamalı, analiz yapmalı ve sonuçlara göre stratejik yol haritasını hazırlamalıyız.

Uzun soluklu bir nitelikli eğitim, katma değer yaratan üretim ve stratejik üstünlerimizle ilgili seferberlik başlatmalıyız. Ülke kaynaklarını amasız fakatsız kanalize etmeliyiz…

Günümüz dünyasında tartışmaya kapalı bir gerçek var; en büyük getirinin bilgi ve teknolojiye yapılan yatırım sayesinde elde edileceği gerçeği…

Başarı; sermaye, nitelikli emek, akıl ve teknoloji ile beslenen uzun bir yolculuğun sonucudur. Başarısızlık ise tam tersi girdilerle elde edilen bir sonuçtur…

Bugünü değil geleceğimizi kurtaralım… Bunu çocuklarımıza borçluyuz.

Unutmayalım bilginin olmadığı yerde risk fark edilmez ve yok hükmündedir!  

En büyük risk de budur…

Orhan Ertürk 

[email protected]

https://twitter.com/erturkorhan