user
Dünya Ekonomik Forumu 10 büyük riski açıkladı

Sıradaki içerik:

Dünya Ekonomik Forumu 10 büyük riski açıkladı

e
sv

Büyüyen rakamlar, küçülen hayatlar

11 Ocak 2023 13:54
  • e 19

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Yeni yıla her yıl olduğu gibi umutla ve en iyi dileklerle başladık. Yıla nasıl başladığımızdan öte nasıl bitireceğimiz daha önemli sanırım. Çünkü ekonomik verilere baktığımızda omurga “artık bana yüklenme” diyor.

Faizler düştü, enflasyon yükseldi. Çok çok düşük bir faiz! Ancak yüksek bir risk var…
Merkez Bankası verilerine göre bir yıl içinde ödenmesi gereken 186 milyar dolar dış borç var. Dış ticaret açığı 100 milyar dolar ile rekor kırarken, cari işlemler açığı 40-45 milyar dolar seviyesine gidiyor.

Ekonominin en önemli başarı kriterlerinden biri sürdürülebilir olması… Sürdürülemez durumlar bile 3-5 ay sürdürülebilir. Peki sonra…

Önümüzdeki aylarda gerçekleşecek olan seçim, ekonominin dinamiklerini belirleyen en önemli faktör. Buna bağlı olarak gündemimizde bir tarafta enflasyonun yıkıcı etkisi altında açlık sınırı, yoksulluk sınırı ve karşısında asgari ücret ve maaşlara yapılan artışlar var. Rakamlar aldatıcıdır ve fazla anlam yüklemek değerini büyütmez.

Oysa asgari ücret yerine asgari refah sınırlarında yaşamaya zorlayan sebepler asıl gündem olmalı. Asgari ücreti rakamsal olarak istediğiniz kadar büyütün ama önemli olan satın alma gücünü artırmak…

Bir lokantaya veya kafeye gittiğimizde garsonun kibarca “ne alırdınız” sorusu karşısında fiyatlara bakıp bütçemize uygun bir siparişe karar veririz. Peki siz maaşınızla 1 yıl, 5 yıl, 10 yıl önce ne alırdınız, neyi ne kadar alırdınız?

Çoğunuzun yanıtını tahmin edebiliyorum. Azalan gramajlar, daha az sayıda yapılan sosyo kültürel harcamalar ve belki de vazgeçilenler.

Enflasyon gerçeğini detaylandırmaya gerek bile yok ancak TÜİK enflasyonu ve halkın enflasyonu kavramları aynı cümlede buluşamıyor ne yazık ki. Enflasyon sebep-asgari ücret sonuç denkleminde ücretli hep kaybeden tarafta ve büyüyen rakamlar fileleri küçültüyor…

Servet dağılımı ücretlilerin aleyhine bozulmuş ve dolar bazında ücretlilerin kişi başı geliri aşağılara inmiş, alım gücü erimiş.

Oysa istatiksel olarak dolar bazında büyüyoruz, kişi başına düşen milli gelir de artıyor. Ekonomide gelişmeler söylemde olumlu ise, büyüme kime yarıyor? Refah kimden kime transfer ediliyor!

Büyüyen rakamlar, ücretliler için küçülen hayatlar açmazı nasıl mümkün olabilir…

Sürekli büyümeden bahsediliyor ancak büyüme ile kalkınma arasındaki farkın farkında mıyız…

“Büyüyen her ülke kalkınamayabilir. Kalkınan her ülke büyüyebilir.”

Kalkınma, ülkenin ekosistemini oluşturan altyapısı, sanayisi, beşeri kaynakları, eğitimi, sağlık sistemi ve bunların toplamına yapılan yatırımlar ile ortaya çıkan hasıla…

Kalkınmanın neresindeyiz!

Büyük resmin gösterdiklerine göz atarsak adil gelir dağılımı ve kalkınma kriterlerinde nerede duruyoruz sorusunun yanıtına ihtiyaç duyarız. Ekonomi istatistiklerde büyümüş…

Ücretlilerin milli gelirden aldığı pay son 6 yılda 9 puan (yüzde 35,3’den yüzde 26’ya) düştü. Ekonomi büyüdü ancak ücretlilerin aldığı pay azaldı… Kime yaradı peki!

Büyüyen rakamlar karşısında ücretlilerin hayat standardını koruma gücü zayıfladı… Fakirleştiren büyüme, ücretlinin ve emeklinin sofralarını küçülttü.

Asgari ücret ve maaşların artmasına sebep olan enflasyon tehdidini bertaraf etmek için nasıl bir çözüm programı var peki! Bütçe açığına nasıl kaynak bulunacak!

Daha yüksek oranda vergi artışı, dış borçlanma mı yapılacak?
Yoksa…
Zorunlu kamu harcamaları mı azaltılacak?
Keyfi anlayışa dayalı israf ekonomisine dur mu denilecek?
Katma değeri yüksek üretim ekonomisine yatırım mı yapılacak?

Türkiye 2023 yılında neredeyse anapara kadar faiz ödeyecek. Buna göre ödenecek 100 liranın 52 lirası anaparaya, 48 lirası ise faize gidecek.

Borçlanma faiz oranı, yaratılan katma değerden daha yüksek ise sermayenizi tüketerek cepten yiyorsunuz ve düşüşe devam ediyorsunuz demektir. Faizin ekonominin enerjisini almasına bir dur demeliyiz.

Maaş artışlarını iç/dış borçlanma ile finanse ediyorsanız bu sürdürülebilir değildir, para basarak çark dönüyorsa bu kabul edilebilir değildir.

Türkiye’nin öncelikli sorunu üretim değil, daha çok bölüşüm sorunu…
Her üç ücretlinin ikisinin asgari ücret ve asgari ücret düzeyinde maaş aldığı bir ekosistemde katma değer yaratmayı nasıl başaracağız? Büyümeden oluşan refah payını vermediğimiz kesimden nasıl artı değerin yaratılmasına katkı bekleyebiliriz?

Toplumsal barış ve uzlaşmayı ifade ederken asgari müşterekte buluşmak kavramını sıkça kullanırız. Ancak konu hayat standartları olunca ihtiyacımız ve hak ettiğimiz doğal olarak çok daha fazlası…

Para basarak veya borçlanarak yapılan maaş artışları ve talebin baskılanarak dövizin yükselmesini önlemek sürdürülemez bir durumdur. Ücretlinin sırtına daha büyük vergiler yükleyerek onları daha fazla fakirleştirmekten başka bir işe yaramaz.

Unutmayalım ki yara derin olduğu zaman ameliyat uzun sürecektir.

Kuşkusuz ki, ekonomi politikası tercihi yönetimin iradesinin sonucu!

Ancak seçim sizin…

Orhan Ertürk

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli