user
Suudi Arabistan ve Çinli şirketler arasında anlaşma

Sıradaki içerik:

Suudi Arabistan ve Çinli şirketler arasında anlaşma

e
sv

Kurak günler

20 Aralık 2022 15:00
  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Bugünden dönüp geriye baktığımda; hayatımda izlediğim ilk politik filmin Yılmaz Güney’in Umut filmi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Sanırım 1970’li yılların başlarıydı. Arnavut kaldırımlı sokaklarında, yeni yetme delikanlı olarak dolaştığımız dağlar arasındaki o küçük ve yoksul kasabada henüz televizyon yayınları yoktu. Hepi topu Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Bilbaşar, Halide Edip gibi yazarlarımızdan birkaç roman okumuşum o güne kadar; bir de Yusuf Ziya Ortaç’ın çıkardığı siyasi mizah ağırlıklı haftalık Akbaba dergisi var, Okullar Pazarı adlı kırtasiyeciden her hafta kaçırmadan aldığım. Deyim yerindeyse müdavimi olduğum dergi. Yani o güne kadar çevremde konuşulanların dışında, teorik olarak bütün politik bilincimi oluşturan alt yapım bundan ibaretti.

Sinemanın sihirli gücünü henüz televizyona kaptırmadığı o yıllarda Umut filmini hüzünle karışık bir öfkeyle izlemiştim. Sinemadan çıkıp sokağa adımımı attığımda hem aklım hem de yüreğim bana, yoksulların tarafında olmam gerektiğini ve haksızlıklara karşı olanca gücümle mutlaka mücadele etmem gerektiğini söylüyordu. Aynı öfkeyi yıllar sonra, seksenli yılların sonu ya da doksanların başında İstanbul’da Costa Gavras’ın “Z” isimli filmini izlerken de duymuştum. Ama bu kez köprülerin altından çok sular akmış, 12 Eylül olanca yıkımıyla yaşanmış ve ben epey deneyim kazanmış 30’lu yaşlarda genç bir insandım. Artık biliyordum ki dünyanın her tarafında, sömürü, baskı, nepotizm, ayırımcılık sürgit devam edebiliyordu. Ve yine biliyordum ki bu sömürü, baskı ve ayırımcılığa karşı mücadele de devam ediyordu.

Şimdi, 2022’nin sonu, 21. Yüzyılın ilk çeyreği dolmak üzereyken Emin Alper’in Kurak Günler filmini sonuna kadar hiç düşmeyen, tersine artan bir gerilimle izledim. Film Orta Anadolu’nun bir kasabasına atanan genç ve deneyimsiz bir savcının gözünden anlatılıyor ve nefis bir obruk sahnesiyle başlarken yine nefis bir obruk sahnesiyle hiç beklenilmeyen bir şekilde bitiyor. Umut da, “Z” de birer politik filmdi. Hatta Z yüksek tempolu bir politik filmdi. Aynı şekilde Kurak Günler de son yıllarda izlediğim en iyi tarafından politik bir film. Tabii ki günümüzün gerçekliğini, toplumsal ilişkilerini ve bu ilişkiler çerçevesinde vücut bulan insanların psikolojisini de ele alan bir politik film.

Film toplumsal gerçekçi bir gerilimden psikolojik bir gerilime gidip gelerek ilerliyor. Görevini hukuka uygun bir şekilde doğru yapmaya çalışan genç ve acemi savcı, kendisini suçlular arasında bulabilecek riskleri göze alarak soruşturmayı sürdürüyor. Film, bu arada bildiğimiz halim-selim kasaba ortamının gerisindeki riyayı, cinsiyetçiliği, homofobiyi, hayvana yönelik gaddarlığı, ırkçılığı ve yörede Poşa denilen Çingenelere yönelik ayırımcılığı akan görüntüler eşliğinde işlerken, müzik bütün olan bitene tanıklık edercesine seyirciyi gerilimin içine çekiyor.

Cumhuriyetin ilk yıllarında taşraya atanan aydın ve kasaba halkı arasındaki yabancılaşmayı anlatan öykü ve romanlardaki karakterlerden daha farklı filmdeki genç savcı karakteri. Filmde, kasaba yaşamına oldukça uzak ve görevine bağlı idealist bir gencin özelliklerini görüyoruz genç savcı karakterinde. Aslında her türden iktidar dinamikleri ile bürokrasinin oluşturduğu baskı ve sömürü mekanizmalarına Türkiye özelinde her fırsatta tanık oluyoruz. Bu yüzden filmde Yanıklar kasabasına sıkıştırılmış bir Türkiye panoraması izliyoruz sanki.

Filmde neler görüyoruz: Genç savcı Emre’nin kasabaya gelişini kanlı domuz avı ile karşılayan, kasabanın sokaklarında silahları patlatıp gösteri düzenlemekten sakınca görmeyen avcı kılıklı, adeta paramiliter grup görüntüsü veren ve belli ki yerel iktidar olmanın rahatlığı içinde davranan eşraftan insanlar. Filmin açılışındaki nefis obruk sahnesinde yörede görev yapan hakim Zeynep ile görünen savcı Emre, belediye başkanının yemek davetine katılırken, kasabaya gelişinde domuz avı düzenleyen ve sokaklarda rastgele ateş eden eşraftan Şahin’in başkanın oğlu olduğunu öğrenmesi. Sonra Şahin’in yakın dostu dişçi Kemal’in gelişi, çingene kızı Pekmez, gece ısrarlarla içilen içki ve ertesi sabah Pekmez’e tecavüz ve maruz kaldığı şiddet…

Savcı Emre’nin sarhoşluk veya içkisine hap atılması ile geceyi doğru dürüst hatırlamaması ancak anımsadıklarıyla Şahin ve Kemal’i tutuklatması. Yerel muhalif gazeteci Murat’ın kendisini o gece duyduğu seslerden dolayı evine taşıdığını söylemesi. Bütün bunlar giderek seyirciyi filmin toplumsal gerçekçi düzleminden psikolojik düzleme, net olmayan, flu ortama taşıyor. Çünkü film savcı Emre’nin gözünden anlatılıyor: Obrukların yeraltı sularını olumsuz etkilemesine dair çevre raporu, kasabanın su sıkıntısı çekmesi, yakındaki akarsudan kasabaya su getirmenin pahalı oluşu nedeniyle belediye başkanının bu projeye yanaşmaması ve seçimlerin yaklaştığı ortamda gerilimin kamusaldan özele gidip gelerek sürmesi.

Film Yanıklar kasabası özelinde adeta çürümenin fotoğrafını çekmiş. Yavaş yavaş olagelen bir çürümeyi izlemiyor ama kamera. Bir kesit sunuyor sanki: Bürokrasiden eşrafa, oradan sıradan kasabalıya uzanıyor. Sonra mevcut belediye başkanının seçimleri kazanması, ahalinin manipüle edilerek yerel muhalif gazete binasının yakılması, muhalif gazeteci Murat’ın da içerde olduğu savcı Emre’nin evinin taşlanması, etrafının taşlı sopalı ahali tarafından sarılması ve bu arada hakim Zeynep’ten gelen telefonla Pekmez’in ifade değiştirdiğini, savcı Emre’ye gözaltına alınacağını bildirmesi gerilimi bir anda psikolojik bir polisiye atmosferine taşıyor.

Filmin bitişi de başladığı sahneye benzer bir şekilde oluyor; ama bu kez manipüle edilen ahali domuzları değil savcı Emre ve muhalif gazeteci Murat’ı kovalıyor. Evden çıkıp arabayla kasabanın dışına kaçmaya çalışan gazeteci ve savcıyı, eli silahlı ve fenerli avcılar, gecenin karanlığında kovalıyorlar. Yolun kapalı oluşu nedeniyle arabalardan inilip yaya devam eden kovalamaca, aniden nasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde avcıların obruğun bir başında, Emre ve Murat’ın ise obruğun diğer başında görüyoruz ve film böyle bitiyor. Sonucun yorumlanması da böylece seyirciye bırakılıyor.

Filmi, yukarıda izlediğim Umut ve Z filmi ile birlikte düşündüğümde aklıma geleni yazayım buraya: Sovyetler Birliği ve sosyalist ülkeler yıkılmadan önce izlediğim özellikle politik içeriği ağır basan filmler, sosyalizmi ima eden veya umuda işaret eden söz ve imgelerle biterdi. Sonraları, yani sosyalizm ve sol fikirlerin görece zayıfladığı dönemlerde ve günümüzde ise politik renk taşıyan filmler, baştan sona toplumcu gerçekçi zeminde sürse bile, bitiş cümlesi veya imgesi genellikle imasız bir şekilde seyirciye bırakılıyor. Kurak Günler de böyle bitmiş. İki saatinizi ayırıp izleyin derim. 20.12.2022

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli