Ekonomi Manşet logo
İstanbul|
19°
Anasayfa
Orhan Ertürk
1

Tesadüfen yaşıyoruz

2025 yılına umut dolu bir başlangıç yapmayı beklerken, Kartalkaya’dan gelen acı haberle bir kez daha ihmallerin gölgesinde uyandık.

İlgili Etiketler

Tesadüfen yaşıyoruz

78 canımızı kaybettiğimiz bu facia, yaşamlarımızın kırılganlığını ve insan eliyle yaratılan risklerin büyüklüğünü bir kez daha gösterdi.


İhmallerin gölgesinde daha ne kadar yaşayacağız?


Her sabah rutin bir güne uyanmak, güneşin doğuşunu görmek, sevdiklerimize sarılmak artık bir lüks mü oldu? Depremler, maden kazaları, orman yangınları… Çoğu, insan ihmaliyle gerçekleşiyor. Artık doğal bir ölümden değil, tesadüfen yaşamaktan bahsediyoruz.


Oldukça kırılgan bir coğrafyada, neredeyse tüm ülkenin her bölgesinde 485 aktif fay hattı üzerinde bulunan şehirlerde depremlerle yaşamayı öğrenmek zorundayız deniyor.


Peki, gerçekten öğreniyor muyuz? 


1999 Gölcük depreminin ardından bir daha böyle bir yıkım yaşanmasın dedik. Ama 2023 Kahramanmaraş depremleriyle verilen sözlerin tutulmadığını bir kez daha gördük. Binlerce can, yüzde 60’ının deprem yönetmeliklerine uygun olmadığı ifade edilen ve yıkılan evlerin aslında ihmallerin altında kaldı. Üstelik sorun sadece eski yapılar değil, yeni binalar bile yönetmeliklere uygun yapılmadığı ve denetlenmediği için mezara dönüştü.


Deprem bölgesinde olmanın kader olduğunu kabul edebiliriz ama sağlam bir bina yapmamanın kaderle ilgisi yoktur. Her enkazın altında yatan, yalnızca insanlar değil; denetimsizlik, şeffaflık eksikliği ve çıkar ilişkisidir.


Madende çalışmak!


Türkiye, maden kazalarındaki ölüm oranlarında Avrupa’da birinci, dünyada ise ikinci sırada. Denetim eksiklikleri, güvenlik önlemlerinin alınmaması ve taşeron sistemindeki hatalar bu kazaların ana nedenleri arasında.


Soma faciasından bu yana maden kazalarında köklü bir değişiklik oldu mu? 2014’te 301 madenciyi kaybettiğimiz o kara günden bugüne aynı sorunlar devam ediyor.


Maden kazalarının büyük bir kısmında iş güvenliği tedbirlerinin eksikliği, bakımsız ekipmanlar ve taşeron sisteminin acımasızlığı ön planda. Kömür karasına mahkûm edilen o işçiler de hepimiz gibi evlerine dönebilmeli; sevdikleriyle sofraya oturabilmeli.


Yanan ormanlar, kaybolan gelecek!


Yangınlar Türkiye’nin ciğerlerini her yaz yok ediyor. 2021’de yaşanan büyük yangınlarda sadece ağaçları değil, canlıları, köyleri ve insanların umutlarını kaybettik. Sadece 2021 yazında 139 bin hektar ormanlık alan yok oldu. Müdahale için gereken yangın söndürme uçaklarının yetersizliği ve bakımsızlığı, ekipman eksikliği ve

koordinasyon hataları felaketin boyutunu artırdı.


Kartalkaya yangın faciası, ihmallerin ve denetimsizliğin ne kadar büyük bir yıkıma yol açabileceğinin son örneğiydi. 78 kişinin hayatını kaybettiği bu felakette, eksik ekipmanlar, geç müdahaleler ve hazırlıksızlık, masum insanların hayatını kaybetmesine neden oldu. Eksik kalan denetimler ve koordinasyonsuzluk, insan hayatının nasıl hiçe sayıldığını bir kez daha gözler önüne serdi.


85 milyonun sessiz çığlığı!


Türkiye’nin dört bir yanında, herkesin zihninde aynı sorular dönüyor:


“Bugün bize sıra gelir mi?”


“Depremde, kazada ya da yangında ölmek benim ya da sevdiklerimin kaderi mi olacak?”


Yetkililer görevini yapmadığında, seçilmişler sorumluluğunu unuttuğunda, sıradan vatandaşın elinden dua etmekten başka bir şey gelmiyor. Ancak bizler ne dua ne de tesadüflere muhtaç olmalıyız. Yaşam hakkı kutsaldır, ama bu ülkede artık bir lüks haline geldi. “Tesadüfen yaşıyoruz” diyerek hayatlarımızın tesadüflere

bırakılmasına boyun eğemeyiz. 


Çözüm için proaktif bir yaklaşım şart


Sorunun çözümü, yalnızca ihmallerin ve hataların tespitiyle değil, toplumun her kesiminde proaktif bir anlayışla hareket edilmesiyle mümkündür. Risklerin öngörülmesi, etkili planlar yapılması ve hızlı uygulamalara geçilmesi, bu trajedilerin tekrarını önlemenin anahtarıdır.


 Yapı güvenliğinden iş güvenliğine kadar tüm süreçler bağımsız ve sıkı bir şekilde denetlenmeli.

 Tüm toplum afetlere hazırlıklı hale getirilmeli, özellikle okullarda eğitimler zorunlu olmalı.

 Afetlere müdahale için ayrılan bütçeler doğru ve etkin bir şekilde kullanılmalı.

 Sorumluluğunu yerine getirmeyen yetkililere ağır yaptırımlar uygulanmalı.

 Afetlere hazırlık aşamasında yerel yönetimlerle birlikte merkezi hükümetin işbirliği artırılmalı. Yangın, deprem gibi afetlerde kullanılacak ekipmanlar ve personel eksiklikleri giderilmeli.


Unutmayalım: Yaşam hakkı, anayasal bir hak olmanın ötesinde, bir insanlık hakkıdır. İnsan hayatı ne bir “ihmal”e ne de bir “tesadüf”e teslim edilebilir. Sessiz çığlıklarımızla her gün biraz daha karanlığa gömülmeden bu gölgeyi üzerimizden kim kaldıracak?

İlgili Etiketler

Yorumlar

1 yorum

Yorum bırak

Yorumunuzu bizimle paylaşın.

Yorumlar yayına alınmadan önce kontrol edilir.

Kaptan

Çok teşekkürler Üstad,kalemine kuvvet kısa öz anlamlı ve dikkat çekici gerçekler üzerine bir makale olmuş. Yazmaya devam 👏👏