Ömür Tan: Kredide agresif büyümek zorundayız
QNB Türkiye, olası İstanbul depremi ve diğer olağanüstü durumlarda bankanın temel işlevlerinin kesintisiz sürmesi amacıyla, kritik iş birimlerini Ankara’da kurduğu ve 830 kişinin istihdam edileceği genel müdürlük ofisinde konumlandıracak. QNB Türkiye ayrıca data merkezini de 100 milyon doları aşacak bir yatırımla Ankara’ya taşıyacak.
İlgili Etiketler

QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan, olağanüstü durumlarda bankanın tüm temel işlevlerini kesintisiz bir şekilde sürdürülebilmesi amacıyla operasyonel altyapıların tümünün, bütüncül bir yaklaşımla yeniden planlandığına dikkat çekerek, “İş sürekliliğini sağlamak ve çalışanlarımızın güvenliğini en üst düzeye çıkarmak adına yatırımlar yapıyoruz.
Ankara’da ki Genel Müdürlük Ofisi’miz, bu stratejimizin somut örneklerinden bir tanesi. Olası bir afet anında, müşterilerimize kesintisiz bir şekilde hizmet sunmayı hedefliyoruz. Bu adımın yalnızca QNB’ye değil, Türkiye’nin finansal sistemine de katkı sağlayacağına inanıyoruz” dedi.
“Afetler hizmetleri engelleyemeyecek”
Tan, “Ankara’daki Genel Müdürlük Ofisi’ni, İstanbul’da yaşanabilecek olası bir afet sonucunda oluşabilecek kesinti anında tüm süreci devralabilecek nitelikte bir altyapıyla planladık. Risk Yönetimi ekibi tarafından yürütülen çalışmalar doğrultusunda operasyonel süreklilik için kritik iş süreçlerini ve pozisyonları belirledik. Bu süreçlerin yedeklenmesi ve altyapıların güçlendirilmesiyle iş sürekliliğini güvence altına aldık. Ayrıca veri yedekleme sistemleriyle de desteklenen bu merkezi bankacılık operasyonlarımızın devamlılığını sağlayacak şekilde yapılandırdık” şeklinde konuştu.
830 kişi çalışacak
424 kişilik bir ekiple faaliyete geçen Ankara Genel Müdürlük Ofisi’nde, yeni işe alımlarla birlikte çalışan sayısı 830’a çıkacak. Bu kapsamda bankanın acil durum yönetimi ve kriz planlaması süreçleri düzenli olarak güncellenirken, çalışanlara afet senaryolarına yönelik kapsamlı eğitimler de veriliyor. Aynı zamanda, bilgi teknolojileri altyapısı olağanüstü durumlara karşı güçlendirilerek veri kaybının önlenmesi ve hizmetin kesintisiz sürdürülebilmesi sağlanıyor.
“Sıfır can kaybı, sıfır iş kesintisi”
Tan, “’Sıfır can kaybı, sıfır iş kesintisi’ hedefiyle oluşturulan Bütünleşik Afet Yönetimi programı; çalışan güvenliği, veri koruması, altyapı güçlendirmeleri ve operasyonel devamlılık olmak üzere toplamda 36 projeyi kapsıyor. Program, bankanın afet senaryolarına karşı tüm birimlerinin sistematik olarak güçlendirilmesini hedefliyor. Bugüne kadar söz konusu 36 projenin 19’u başarıyla tamamlanırken Bütünleşik Afet Yönetimi programının kapsam tamamlanma oranı ise %85’e ulaştı” dedi.
Genel müdürlük çalışmalarının yedeklenmesini de sağlayacak merkez ile ilgili de ayrıntılı bilgi veren Tan, şunları söyledi: “Kritik iş süreçleri ve pozisyonlar belirlendi. Sürekliliği sağlamak adına yedekleme planları ve rolleri tanımlandı. Bu merkezdeki altyapı ve insan kaynağının yedeklenmesi sayesinde, ülkemizde meydana gelebilecek doğal afetlerde çalışanlarımıza ve müşterilerimize kesintisiz destek sunmayı amaçlıyoruz. Hangi ekiplerin yedekleneceği, iş kolları ve yöneticilerimizle birlikte belirlendi. Bu ofiste, genel müdürlük faaliyetlerinin yanı sıra IBTECH, iştirakler ve alternatif satış kanalları birimlerinin de yedeklemesi bulunuyor.”
Çalışanları can güvenliği için ek çalışma…
Tan, “Çalışanlarımızın can güvenliği ve ihtiyaçlarının karşılanması, altyapıların güçlendirilmesi ve iş sürekliliğinin sağlanması için afet durumlarında barınma, yiyecek ve içecek gibi temel ihtiyaçlara yönelik projeler geliştirildi. Psikolojik destek hizmetleri ve stres yönetimi eğitimleri için projeler de yürütülüyor. Banka binalarının deprem güvenliği kapsamlı şekilde değerlendirildi; gerekli yapısal güçlendirmeler tamamlandı. Veri kaybını önlemek ve kesintisiz hizmet sunmak amacıyla yedekleme ve iş kurtarma planları oluşturuldu” diye konuştu.
“Kredide agresif büyüyeceğiz”
Makro krediler konusunda da açıklama yapan Tan, “Bir şirketin yatırım teşviki varsa, ya da ihracat geliri varsa veya BDDK tanımına göre esnaf kredisi alabiliyorsa büyüme üst sınırlarına takılmayan kredi paketleri geliştiriyoruz. Bu kredilerde daha agresif olup büyümek istiyoruz.
Bankacılık sistemi doğası da bu ve kredide daha fazla büyüyerek hacmimizi artıracağız” dedi. Aylık bazda büyüme sınırları ve zorunlu karşılık oranlarının kredi hacmi üzerindeki olumsuz etkisine de değinen Tan, “Bu olumsuzluklar bizi zorluyor ancak büyüme sınırlarına girmeyen krediler de var. Sonuçta banka olarak kredi vermek istiyoruz. Banka olarak bizim en doğal ürünlerimiz kredi ve mevduat” ifadelerini kullandı.
“Kredide, avantajlı paketler sunacağız”
Kredi hacmini artırmak için sektörel çalışmalar yaptıklarına da dikkat çeken Tan, “Sanayicilere, üreticilere, ihracatçılara veya turizmcilere yönelik ürünlerimiz var. Örneğin yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik projelerini yeşil kredi ile daha çok önceliklendiriyoruz. Bu tip projeler için teşviklerimiz var. Bir finansman eğer sürdürülebilirliğe katkı sağlayacaksa veya fabrikanın yapacağı yatırımla artıracağı kapasite yeşil dönüşümünü pozitif etkileyecekse, rekabet avantajı sağlayacak kredilerimiz olacak. Bu tip kredilerin fiyatlandırılması ve vade yapılandırması konularında da avantajlı paket sayımızı artıracağız” şeklinde konuştu.
“Yılsonu enflasyon tahminimiz %28; TL kazandıracak”
Enflasyondaki beklentiye ve TL’nin mevduat getirisine vurgu yapan Tan, “Şu an yıllık enflasyon %37-38 seviyesinde. Bizim yılsonu enflasyon tahminimiz ise yüzde 28. Bu oran biraz daha yukarıda kalıp %30 dahi olsa, TL’nin mevduat getirisi enflasyona ezdirmeyecek. Yanısıra döviz aynı oranda artmadığı için TL mevduat sahibi negatif etkilenmeyecek. Dolayısıyla TL’nin daha çok kazandırdığını düşünüyorum” dedi.
“TL mevduatı getirisi de talebi de yüksek olur”
Tan, şu ifadelerin kullandı: “Şu an TL mevduata verilen faiz çok önemli bir seviyede. Müşteri mevduatı içerisinde TL mevduatın payı da yükseldi ve %60’lı seviyelerde. TL mevduata verilen faiz de reel bazda önemli bir getiri sunuyor. Piyasalar böyle stabil gittiği sürece TL mevduatın getirisi ve talebi yüksek olur. Altın ise yatırım açısından Türkiye’de oldukça popüler bir araç. Dünyada çok değişti ve jeopolitik riskler ve belirsizlikler var. Dolayısıyla altına olan talep canlı kalıyor. Altın yatırımcısı altına yatırım yapmaya devam eder diye düşünüyorum.”
“Hazine ve MB doğru ve hızlı adımlar attı”
Piyasalarda son 2 ayda yaşanan volatiliteye de değinen Tan, “Dezenflasyon sürecine doğru giden yol çok doğru yönetildi. Bizim de desteklediğimiz bu politikalarla birlikte ekonomik görünümde önemli bir iyileşme yaşandı. Bu sürecin ekonomi açısından pozitif olduğunu düşünüyorum. Son 2 ayda ise iç ve dış gelişmeler nedeniyle piyasalar oldukça hareketli bir dönem yaşadı. Bu süreçte döviz kurunda kısa süreli bir volatilite oldu.
Bu süreçte Merkez Bankası (MB) ve ekonomi yönetimi çok doğru ve hızlı aksiyonlar aldı. Bunu gördük ve teyit ediyoruz. Bu süreçte Türkiye’nin kredi risk primi de etkilendi ve 250 baz puandan 340 baz puan civarına kadar yükseldi. Piyasada faizler yukarı gitti. MB’nin döviz rezervlerinde 50 – 55 Milyar dolarlık bir azalış yaşandı. MB faiz artırdı. Artan faizle birlikte bankacılık sektöründeki bilançolar da etkilendi” dedi.
Olumsuzluklara rağmen enflasyon ve kur beklentisi değişmedi…
Yaşanan bu gelişmelere rağmen enflasyon ve döviz kurunda yılsonu beklentilerini değiştirmediklerini dile getiren Tan, “Özetle geride bıraktığımız dönemde döviz kuru sınırlı arttı, döviz rezervlerinde azalış oldu, Türkiye’nin kredi risk primi arttı, piyasadaki faizler arttı ancak yılsonu için enflasyon ve döviz kuru beklentilerimizde büyük bir değişim yapmadık. Mevcut koşullar altında 2025 yılı sonunda enflasyonun yüzde 28 seviyelerinde olacağını tahmin ediyoruz. Dolar kurunun da 42, 43 bandında yılı tamamlamasını bekliyoruz. Ayrıca, Türkiye’nin kredi notlarında da yatay bir seyir öngörüyoruz” dedi.
Kredi faizlerini “büyüme sınırları” da olumsuz etkiliyor…
Tan, “Ticari kredi faizleri, Mart’ta, gecelik borçlanma faizinin artışıyla bir miktar artmıştı, Nisan ayında da Mart ayına göre ortalamada yüzde 3 civarında bir artış yaşandı. Ancak kredi faizlerini, piyasadaki talep ve büyüme sınırları gibi koşullar da etkiliyor. Büyüme sınırlarının olması, ayrıca maliyet artışlarının kontrol edilmesini de zorlaştırdı. Operasyonel giderler hızla artarken, bilanço büyümesinin sınırlı kalmasıyla marjları daralttı. Bankacılık sektörünün gelir tabloları bu süreçte olumsuz etkilendi. Etkiyi en net olarak da özkaynak kârlılığı oranlarında gördük” diye konuştu.
“Kredi hacmini büyütmek maliyetleri düşürür”
Tan, “Para politikasındaki sıkı duruş ile birlikte işler doğru yolda giderken bu politikaların bankaların kârlarına olumsuz etkisi de oldu. Artan faizle birlikte net faiz marjı hızla gerilerken piyasada, net faiz marjlarında da azalış görüldü. Merkez Bankası’nın getirdiği zorunlu karşılık uygulamaları ile birlikte faiz marjı baskılandı.
Bir dönem Merkez Bankası nezdinde tutulan mevduata düşük nema uygulanmasıyla net faiz gelirleri görece zayıf seyretti. Bu durum bankaların gelir tablosu açısından zorlayıcı oldu. Hali hazırda aylık bazda kredi büyüme sınırları var ve bu uygulamanın bir süre daha devam edeceğini düşünüyorum. Faiz marjının daraldığı ve giderlerin hızla arttığı bir ortamda, daha fazla büyümek, bankaların maliyet bazının görece azalmasını sağlayabilir ve bankalar büyür” ifadelerine yer verdi. Ferit PARLAK/dunya
İlgili Etiketler
Yorumlar
0 yorumHenüz yorum yok.
