Mesleğiyle övünmeyi abartmak

Ekonomimanset.com yazar ailesine 40 yıllık bir eğitim emekçisi katıldı. Muzaffer Demir, kamuda eğitim alanında, öğretmen, yönetici ve müfettiş olarak kırk yıl çalıştı. Zorunluluklar dışında kitap okumadığı bir günü olmadı. Lise yıllarından başlayarak edebiyat ve şiire duyduğu ilgiyi, çeşitli edebiyat dergilerinde şiirler yayımlayarak sürdürdü. Felsefe, edebiyat, sosyal bilimler ve mitoloji alanında çok yönlü okumalar yapmaya, şiir ve öykü yazmaya devam ediyor. İstanbul’da yaşıyor. İşte Demir'in ilk yazısı...

Mesleğiyle övünmeyi abartmak

Mesleğiyle övünmeyi abartmak

Kutsal kelimesi dinsel anlam yüklüdür. Bir meslek hangi ayırt edici özelliklere sahip olursa kutsal sayılabilir? Üstelik din değil bilimi öğretmeye çalışan öğretmenlik neden kutsal olsun ki? 24 Kasım nedeniyle sosyal medyaya baktığımda ister sol, laik tandanslı olsun; ister dini inançları referans alan paylaşımlar olsun tümünde ortak olarak gördüğüm öğretmenliğin “kutsal” olduğu vurgusudur.

Hangi “meslek “ özellik arz etmez ki? Zaten eğer ayırt edici bir işlevi yoksa diğerlerinden farklı bir meslek olarak adlandırılabilir mi? Toplumda iş bölümü ile birlikte ortaya çıkmıştır tüm meslekler ve toplumsal ihtiyaçlara, teknolojik gelişmelere paralel olarak yeni mesleklerin oluşması da kaçınılmaz olacaktır. Bu açıdan baktığımızda pekala bütün mesleklerin çok değerli olduğunu söyleyebiliriz. Ya da hangi mesleğe olumsuzluk yükleyebilir veya değersiz diyebiliriz ki ?  “ Taş yerinde ağırdır” sözü meramımı yeterince anlatabilir mi bilmiyorum;  ama hangi meslek olursa olsun, ancak o mesleğin ürettiği ürün ya da nesne veya hizmete ihtiyaç duyduğumuzda, o mesleğin değerini veya önemini daha iyi anlayabiliriz.

Peki mesleğimizle, yaptığımız işle övünmeyelim mi?

Bektaşinin dediği gibi “ mala davara zararı yoksa”, yani işini evrensel ahlak kurallarına uygun olarak ve yeterli beceriyle iyi yapıyorsa, başka meslekleri hor görmeden, baskılamadan kendi mesleğinin önem ve inceliğini öne çıkarmak istiyorsa sorun olmayabilir. Ama “ben olmazsam tufan” veya tinsel, kutsal algılara yol açacak söylemlerde bulunursa insanlar sadece tebessüm eder, geçer gider…

Beş altı yıl önce, Tekirdağ merkezde tarihi valilik binası önünde yaşlı sayılabilecek bir ayakkabı boyacısında ayakkabılarımı boyatırken, bir yandan da sohbet ediyorduk. İşini ciddiye alan bir tavrı vardı. Laf arasında kaç yıllık boyacı olduğunu sordum, yanıtını şimdi anımsamıyorum ama “ Tekirdağ’ın en iyi boyacısı benim” demişti. Ben de nerden biliyorsun diye sorduğumda; başka ile atanan bir eski valinin ayakkabılarını hep kendisine boyattığını ve kendisine “ sen Tekirdağ’ın en iyi boyacısısın” dediğini aktardı. Anladım ki bizim boyacının kriteri valinin kendisine söyledikleriydi. Belli ki valinin sözü onun için bir “değerdi” ve bir motivasyon oluşturmuşa da benziyordu. Tabii ki diğer boyacılara sorsaydım, belki onların her biri de kendilerinin en iyi boyacı olduklarını söyleyeceklerdi.

Gelelim biz eğitimcilere, öğretmenlere; 24 Kasım nedeniyle gördüğüm hemen her paylaşımda ölçüsüz bir abartma, arabesk anlam yüklü cümleler, öğretmene abartılı bir kutsallık atfetme, “ kırk yıl kölesi olma”, “ etrafını aydınlatıp dibine ışık vermeyen mum” olma, vb aforizmik cümleler ortalığı kasıp kavuruyordu!

Karacaoğlan bir şiirinde “bana kara diyen dilber, gözlerin kara değil mi?” der. Ne kadar sıradan ama ne zengin anlamlar yüklü bir dize! İçinden çıktığı topluma benzer öğretmen de. Son tüketim tarihi dolan malın etiketini değiştirip müşterisine satan esnaf, çürük meyve ve sebzeleri el çabukluğuyla müşterinin poşetine koyan pazarcı esnafı olduğu gibi, mahallesindeki yoksulları gözeten esnaf ta var. Aynı şekilde, rüzgara göre yön değiştiren, öğrencilerin beynini hurafelerle dolduran, maaşımı alayım yeter diyen, yaşamında bir kitap bile okumamış olan, yaşadığı şehirde bir kütüphanenin kapısından içeri girmemiş olan öğretmen olduğu gibi, öğrencilerine en yeni bilgilerle giden, onlara kişilik kazandırmaya çalışan, ahlaklı ve tutarlı olmalarına davranışlarıyla örnek olan, ideolojilerin kuru sloganlarının ötesinde çağının bilgi, sanat ve edebiyatından haberdar olan, öğrencilerini el üstünde tutan öğretmenler de var.

Öyleyse, ulusal ve evrensel boyutta kendisinin ve işinin bilincinde olan; doğanın ve toplumun gelişimindeki evrensel yasaların farkında olan, içinde bulunduğu topluma, insana ve doğaya karşı sorumluluklarının bilincinde olan bir insan, zaten işini de, eylemlerini de sevinçli bir enerjiyle dönüştürerek hayatını sürdürmenin keyfini yaşar.

Onun methiyelere, yukarıdan ahkam kesmelere, senede bir kez vitrinlere çıkarılmalara, popülist pohpohlamalara ihtiyacı olmaz. Mesleğinin İşçi, öğretmen, esnaf, pazarcı olması fark etmez. İnsan ve doğa sevgisini içselleştirmiştir; akıl süzgeci hassas, gönül gözü açıktır. Saygıyı da sevgiyi de sonuna kadar hak eder.

Muzaffer Demir

[email protected]