Çöl ve dostluk

Çöl ve dostluk

Çöl sözcüğünü ne zaman duysam veya okusam; bir ıssızlık, bir yoksunluk hali yaşarım. Tüm vücudumu üşüme sarar. Halbuki çöl dediğin, yakmalı, kavurmalı insanı değil mi? Sonuçta çöl sıcağı diye bir şey var. Bu demektir ki çölün en ayırt edici yanı; sıcaklığı değil, ıssızlığı, yaşam yoksunluğudur.

İlkokulda coğrafi şekilleri öğrenirken, çölü pek de canlandıramamıştım belleğimde. Kitaplarda gördüğüm fotoğraflar, tanımak için yeterli olmamıştı sanırım. Adını şu an hatırlamadığım bolca çöl sahnelerinin yer aldığı dini içerikli bir film izlemiştim. O filmi izlerken ağaçsız; bir tutam otun bile bitmediği uçsuz bucaksız kum tepeleri, susuzluktan dudakları çatlayan, yüzüne gözüne kumlar batan insanları görünce, hem çölün ne anlama geldiğini kavramış, hem de çölde yaşamın zorluğunu anlamıştım. 

Anlatmak istediğim çölün nasıl bir yer olduğu değil; hayata farklı açılardan bakmaya başlayıp, yaşadıklarımın ve okuduklarımın akılcı yeni sentezlerini yapmayı becerebildikçe, dünyayı algılayışım da değişmeye başladı. Hiç çöl görüp çölde yaşamasam da, mecazen söylersek, hayatımızda çöllük durumlar o kadar fazla ki; çöl sadece bir coğrafi şekil, ya da bir eko sistem değil; bireylerin ve toplumun belleğinde yaşayan, duygu ve davranışlarına yön veren kadim bir düşünce biçimidir. Bu nedenle toplumsal hayatı çölden farksız olan ülkelerde yaşayabiliyor, insanı çölleştiren çeşitli inançlara ve ideolojilere sahip insanlar olabiliyoruz. Bu nedenle yeryüzünün nefessiz kalmasına neden olan politikalara seyirci kalabiliyor, oksijen alan pencerelerin birer birer kapatılmasını umutsuzca izleyebiliyoruz. Bu nedenle katı inanç ve ideolojilerin bağnazlığına yaslananlar; duygu ve düşüncelerini insandan ve toplumdan yana özgürce ifade edenleri, hiçbir anlama çabasına girmeden, rahatlıkla aforoz edebiliyorlar.

Bu düşünüşle, dönüp kendimize ve çevremize baktığımızda; gerçekten gerek çalışma hayatı, gerekse de sosyal yaşamımızda, deyim yerindeyse çöl gibi tekdüze, sıkıcı, verimsiz, itici insanların yanında; bağlık, bahçelik; güllük, gülistanlık, güneşi bol insanların da olduğunu görüyoruz hayatımızda. Öyleyse, özgür ve yaratıcı düşüncelere sahip mutlu insanların yaşadığı, dostluğun, arkadaşlığın her mevsim çiçek açtığı inancın ve ideolojinin katı duvarlarla dostluğa ve arkadaşlığa engel olmadığı bir hayat yaratmak olası mıdır? Böyle bir hayatı özlemek ve istemek bireylerin ve toplumun hakkı değil midir? Öyleyse ne yapmalı, bu bir ütopya mıdır?

Tarih bize arkadaşlık, dostluk gibi kavramlara ilk kafa yoranların başında Aristoteles’in geldiğini söyler. Hazza, yarara ve erdeme göre başlıca üç arkadaşlık türünden bahseder. Her ne olursa olsun arkadaşlık ve dostluk hayata bir anlam yüklemenin temel direklerindendir; öyle arkadaşlarımız vardır ki kiminin sohbetine doyum olmaz, kimi ise sanki beraber film izlemek; maça gitmek, pikniğe gitmek için yaratılmıştır. Böylesi haz üzerine kurulu bir arkadaşlıktır. Bazı arkadaşlıklarımız ise yarar ilkesi üzerine kuruludur. Karşılıklı fayda üzerinedir; elle tutulur, gözle görünür bir fayda vardır arada. Bu iş arkadaşlığı da olabilir politik arkadaşlık da. Bir de erdem ilkesi üzerine kurulu arkadaşlık türü vardır ki, Aristoteles’e göre bu en yüksek mertebedeki arkadaşlık/ dostluk türüdür. Çünkü dost olduğunuz kişiyle sadece o kişi kendisi olduğu için arkadaş olmuşsunuzdur. Onda beğendiğiniz nitelikler,  özellikler vardır.

Arkadaşlık ve dostluk aynı zamanda ayna görevi de görür, insan arkadaşları ile olan ilişkilerinde kendini onların gözüyle görmeyi öğrenebilir. Bu anlamda dostluk araçsal bir zenginlik değildir. Yakınlıktır, yakında ve yakınında olma halidir. Öyle ki, eşimize, çocuğumuza açamadığımız konuları, arkadaşımızla enine boyuna konuşmaktan çekinmeyiz. Ona özel duygu ve düşüncellerimizi anlatmaktan, zayıf ve güçlü yanlarımızı göstermekten kaçınmayız. O halde çöl ıssızlığında bir insan ne bize ayna tutabilir, ne onda bir erdem bulabiliriz, ne de hayatımıza bir zenginlik katabilir. Çölün ıssız karanlığında zaman öldürmekten başka…

Öyleyse Aristoteles’ten, günümüze kadar geçen iki bin küsur yılda kayda değer bir gelişme var mı? Facebook, İnstagram gibi sanal toplumsal ağlar günümüzün en gözde arkadaşlık platformlarıdır. Eski Yunan’da Agora’ya gidip yarenlik etmek gibi şimdi Facebook’ta arkadaş edinmek. Bu platformlar “arkadaş olma, içerik paylaşma” üzerine oturtulmuş sanal toplumsal ağlardır. Eski Yunan’da Apollon Tapınağı’nın girişinde altın harflerle “kendini bil” yazıyormuş. O yazıyı yazanlar günümüz Facebook ortamında yaşasaydılar “kendini göster” yazmaktan herhangi bir sakınca görmezlerdi büyük olasılıkla. Günümüzün arkadaşlığı da Aristo’nun sözünü ettiği üç ilke üzerinde şekilleniyordur belki; ancak görünen o ki, internete dayalı sosyal ağlar, arkadaşlık kavramının boyutunda değişikliğe yol açmıştır. Belli ki evimizde veya dışarıda, ne yiyip ne içtiğimizi, nereye gittiğimizi, beslediğimiz evcil hayvanlarımızı sosyal ağlarda paylaşmaktan mutlu oluyoruz. Deyim yerindeyse sosyal ağların vitrininde kendimizi ve kendimizle ilgili olanı teşhir etmek, belki de ruhumuza iyi gelen, ruhumuzu çölleşmekten sanal da olsa kurtaran, yeni zamanların yeni arkadaşlık biçimidir.

Zaman içinde birey olarak,  “kendini bil” den “ kendini göster” e geldik. Biyolojik, psikolojik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarımızın da zaman içinde değiştiği yadsınamaz bir gerçektir elbette. Bu açıdan bakarsak, bu aşamaya gelmenin zorunlu bir gelişme olduğunu da düşünebiliriz. Sanırım her insan kendisine dayatılan tatsız, tuzsuz çöl ikliminden çıkmaya çalışıyor ama çıkarken kimi kendi patikasını bulup yürümeye çalışırken, kimi de ideolojik, inançsal ve düşünsel çölleşmenin ıssızlığında kaybolup gidiyor. Dünyaya dostluğun, arkadaşlığın anlam penceresinden bakarak yürümeye çalışanlar; zorlu engeller olsa da, dostluğun ve arkadaşlığın yeşillendiği bir patika bulup hayatına anlam katabiliyorlar. Bağnazlık bayrağını taşıyanlar ise çölün karanlığında ışığa yürüdüklerini sanarak yitip gidiyorlar. 

Ömrümüzün uzun patikasında el ele, omuz omuza güvenerek yürüyeceğimiz dostlarımızın ve arkadaşlarımızın olması ise gerçek mutluluğun ta kendisidir. 19.01.2022

[email protected]