Büyüme, kalkın!

Başarılı bankacılık geçmişine akademisyenliği de ekleyen Orhan Ertürk, 30 yıllık profesyonel iş hayatının birikiminden süzülen yazılarına devam ediyor... "Büyüme kalkın!" başlıklı bu yazısında ülkemizin içinde bulunduğu açmazlardan birine farklı bir açıdan yaklaşıyor...

Büyüme, kalkın!

Hep beraber büyüdüğümüz söylenemez… Daha adil bir paylaşıma, daha verimli bir ekosisteme, daha üretken bir anlayışa ve sadece daha büyük değil çok daha kaliteli, taze ve iştah açıcı bir pastaya ihtiyacımız var.

Türkiye ekonomisi son 18 yılda 3,1 kat büyüdü. (Milli gelir 2002’de yıllık 238 milyar dolar iken, 2020 yıl sonu itibariyle 728,5 milyar dolar olarak gerçekleşti)

Aynı dönemde kişi başına gelir ise 2,4 kat büyüdü.(2002’de yıllık 3.581 dolar iken 2020 yılında 8.599 dolar oldu.)

Kişi başına milli gelir, 2020'de cari fiyatlarla 60 bin 537 lira (8 bin 599 dolar) olarak hesaplandı. (Aylık ortalama gelir 5.000 TL civarında)

Avrupa Birliği ülkelerinde ortalama ise 43.500 dolar civarında. Türkiye kişi başına yıllık milli gelir tutarı ile AB ülkeleri arasında son sıralarda yer almaktadır.

Avrupa Birliği'nde genel işsizlik oranı yüzde 7,2 olurken Türkiye'de ise TÜİK'e göre genel işsizlik oranı yüzde 13,4 civarında gerçekleşti.

2020 yılsonu itibariyle Türkiye’nin brüt dış borcu milli gelirin yüzde 62.8'ine (450 milyar dolar) ulaştı.

Ülkemizde toplam çalışanların yüzde 42’den fazlası asgari ücret alıyor. Asgari ücretliler aylık 2.825 TL olan gelirlerinin yüzde 65’ini temel ihtiyaç maddelerine harcıyor. Öte yandan 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin 903, yoksulluk sınırı 9 bin 457 lira.

2020 yılı itibariyle en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik grup toplam gelirin yüzde 47,5’ine sahip. Yani toplumun yüzde 80’i toplam gelirin yüzde 52,5’i ile yetinmek zorunda. Yıllar içinde bu denge (aslında dengesizlik) yüksek gelir grubu lehine devam ediyor ne yazıkki.

Milli gelirin; 

346 milyar doları, 16 milyon kişiye ait (20.353 dolar yıllık gelir karşılığı 143.500 TL)

382,5 milyar dolaro, 67,6 milyon kişiye ait (5.650 dolar yıllık gelir karşılığı 39.750 TL yıllık)

Yani toplumun yüzde 80’i Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidinde 2. aşamaya geçecek maddi kaynak ve motivasyona sahip değil maalesef. 

Her on kişiden sekizi beslenme ve barınma dışında gelirlerinin geri kalanıyla giyinme, sağlık harcamalarının yanısıra, kültürel ve sosyal hayatlarını yönetmek durumundalar. 

2005 yılında en zengin yüzde 20’nin toplam gelirden aldığı pay yüzde 44,4’iken 

2010 yılında yüzde 46,4’e

2015 yılında yüzde 46,5’e 

2020 yılında ise rekor kırarak yüzde 47,5’e yükselmiş. 

En yoksul yüzde 20 ile en zengin yüzde 20’lik grup arasındaki gelir farkı 8 kat!!!

Küresel ölçekte bu oran ortalama 5 kat.

Türkiye adil olmayan gelir dağılımı sıralamasında Dünya’da 55., Avrupa’da ise 1. sırada (Dünya Bankası raporuna göre) 

Kısaca büyümeden pay alamayan çok büyük bir kesim var.

Peki ekonominin röntgeni bize bu olumsuz bulguları veriyorsa hangi adımlar atılmalı; 

  • Kamuda liyakat esasını rehber kabul etmeli ve israfı önlemeliyiz.
  • Kaynakları fayda maliyet esasına göre etkin kullanmalıyız. 
  • Kayıtdışı ekonomiyi vergilendirmeli, adil ücrete adil vergi anlayışını getirmeliyiz.
  • İthalata dayalı rant ekonomisinden vazgeçmeliyiz.
  • 5 ve 10 yıllık planlama ile (hükümetler üstü devlet politikası) geleceği kurgulamalıyız.
  • Eğitim politikasını gözden geçirmeli, standartları iyileştirmeli, eğitenleri daha iyi eğitmeliyiz. Kırsala yönlenmeli, hem ekonomik hem eğitim standartlarını yükseltmeliyiz.
  • Beyin göçünü durduracak önlem ve motivasyonu sağlamalıyız.
  • Teknolojik ekosistem oluşturmalı ve yüksek teknoloji içeren mal ve hizmet üretmeliyiz.
  • Hammadde ve ara mal bağımlılığını azaltarak katma değeri yüksek üretim ekonomisine geçmeliyiz. İthalat yerine üretim aynı zamanda işsizlik sorunumuzu da küçültecektir. 
  • İhracat teşvik politikalarını iyileştirmeli, ekonomik stabiliteyi sağlamalı, Dış ticaret açığını azaltarak tasarruf yaratmalıyız. Tasarruflarımızla geleceğe yatırım yapmalıyız.
  • Yabancı sermaye tercihinde sıcak parayı iten soğuk parayı çeken teşvik politikaları oluşturmalıyız.
  • Günü kurtarma politikaları ile çözümü bulmuş ve sunmuş gibi reflekslerden kaçınmalıyız.
  • Hatalardan ders almalıyız.

Reçete; 

    • Dilimiz ve rotamız bilim,
    • Dayanağımız eğitim,
    • Referansımız hukuk,
    • Donanımımız teknoloji,
    • Kararlarımız rasyonel ve veriye dayalı,
    • Kurallarımız herkes için geçerli,
    • Kırmızı çizgimiz ahlaki değerler,
    • İtibar anlayışımız adil paylaşım, 
    • Amacımız global pazarda rekabet gücünü artırmak,
    • Hedefimiz toplumsal refah için “Kalkınma” olduğu sürece başarı mümkün…

Yarın bugünü aramayalım,daha mutlu ve sağlıklı bir toplum için yola koyulalım. 

Nerden mi başlamalı, 

Sanırım liyakatla!

[email protected]

https://twitter.com/erturkorhan