Ekonomi Manşet logo
İstanbul|
19°
Anasayfa
Dünya

2 milyar yıllık göktaşında insan DNA’sı izleri!

NASA ve Japonya Uzay Ajansı’ndan gelen yeni veriler yıllardır tartışılan bir teoriyi yeniden gündeme taşıdı. Bilim insanları 2 milyar yıl önce oluşmuş bir göktaşında insan DNA’sına benzer yapıların izlerini tespit etti. Bu keşif yaşamın kökenine dair en temel sorulardan birini yeniden gündeme getirdi. Dünya’daki yaşam gerçekten Dünya’da mı başladı?

2 milyar yıllık göktaşında insan DNA’sı izleri!

Bilim dünyasında uzun yıllardır tartışılan panspermia teorisi yaşamın ya da yaşamın temel yapı taşlarının uzaydan Dünya’ya taşınmış olabileceğini öne sürüyor. Bu teori 1970’lerde İngiliz gökbilimciler Fred Hoyle ve Chandra Wickramasinghe tarafından dile getirilmiş, ancak dönemin bilim camiası tarafından ciddiye alınmamıştı. Aradan geçen yarım yüzyılın ardından NASA ve Japonya’nın yürüttüğü asteroid örnekleme misyonları bu tartışmayı yeniden alevlendirdi.


NASA’nın OSIRIS-REx ve Japonya’nın Hayabusa2 görevleriyle Dünya’ya getirilen antik göktaşı örneklerinde karbon, amonyak, tuzlar ve amino asitlerin yanı sıra DNA ve RNA’nın kimyasal öncülleri tespit edildi. Ocak 2025’te açıklanan verilere göre OSIRIS-REx’in Bennu asteroidinden topladığı örneklerde Dünya’daki yaşamın kullandığı 20 amino asitten 14’ü bulundu. NASA araştırma ekibinden Dr. Jason Dworkin, “Bennu adeta bir malzeme deposu gibi, fakat karışım tam olarak bizim gezegenimizdeki yaşam koşullarını oluşturacak yapıda değil” ifadesini kullandı.


Bu bulgular yaşamın Dünya dışında bir yerde başlamış olabileceği fikrini güçlendiriyor. 1996’da NASA, Antarktika’da bulunan bir Mars göktaşında mikrofosil kalıntıları tespit ettiğini açıklamıştı. Her ne kadar bu iddia daha sonra çürütülse de o dönem yapılan açıklama konuyu tüm dünyanın gündemine taşımıştı. Günümüzde ise bilim insanları Dünya ile Mars arasında kaya parçalarının çarpışmalar sonucu birbirine geçtiğini, bu sayede yaşamın bir gezegenden diğerine taşınma ihtimalinin bulunduğunu biliyor.


Arizona Eyalet Üniversitesi’nden astrobiyolog Prof. Paul Davies, “Mars Dünya’dan daha erken soğudu, dolayısıyla yaşam için uygun koşullar daha önce oluşmuş olabilir. Belki de aslında hepimiz Mars kökenliyiz” dedi.


Bazı araştırmacılar bu sürecin yalnızca Güneş Sistemi içinde değil, yıldızlar arası ölçekte de gerçekleşebileceğini düşünüyor. Oumuamua ve Borisov gibi yıldızlar arası cisimlerin keşfi uzayda madde alışverişinin sandığımızdan daha sık yaşanabileceğini gösterdi. Chicago Üniversitesi’nden gezegen bilimci Fred Ciesla, “Bir yıldız sisteminden fırlayan kaya parçalarının başka bir sisteme ulaşabileceğini artık biliyoruz. Nadir olsa da imkansız değil,” dedi.


Bilim insanlarının büyük bölümü yıldızlar arası yolculukların biyolojik varlıklar için ölümcül olacağını kabul ediyor. Ancak tek hücreli yaşam formu taşımayan, sadece kimyasal bileşenleri barındıran meteorlar bu riski taşımıyor. Örneğin amino asitler, şekerler ve tuzlar gibi organik maddeler milyarlarca yıl boyunca uzayda varlığını koruyabiliyor.


NASA araştırmacıları, Dünya’nın erken dönemlerinde aşırı sıcak koşullar nedeniyle canlı oluşumunun mümkün olmadığını, yaşamın temel bileşenlerinin muhtemelen bu tür göktaşlarıyla gezegenimize taşınmış olabileceğini belirtiyor. Bu da “yaşamın tohumu uzaydan geldi” fikrini bilimsel açıdan daha makul hale getiriyor.


Henüz bu bulgular insanlığın uzay kökenli olduğunu kanıtlamıyor. Ancak göktaşlarında DNA ve amino asit benzeri yapıların bulunması, yaşamın evrendeki diğer noktalarda da oluşabileceği düşüncesini destekliyor. Artık bilim insanları, yaşamın Dünya’da nasıl başladığını değil, nerede başladığını sorguluyor.

Yorumlar

0 yorum

Yorum bırak

Yorumunuzu bizimle paylaşın.

Yorumlar yayına alınmadan önce kontrol edilir.

Henüz yorum yok.